MakaLeLer

Mardin ilimiz Sohbetroj

Mardin Tarihi Yerleri, Taş Evleri Ve Mardin Hakkında Bilgiler

Mardin, Güneydoğu Anadolu bölgemizin tarihi olarak gerek mimari, gerekse kültürü bakımından Diyarbakır gibi en nadide gezilecek yerlerden, tarihçesi zengin şehirlerinden biridir. Yüzyıllar öncesinden gelen taş işleme sanatının ustaları, bu kenti yüksek bir tepenin güneye bakan kısmına inşa etmiş ve Mezopotamya’ya her daim yukarıdan bakan kadim bir şehir kurmuşlardır.

Mardin kentinde bulunan tarihi eserler, kültür çeşitliliği, çeşitli mezhepler Anadolu insanının hamuruyla birlikte Mardin’in tarihinde yatmaktadır. Tüm bu sebeplerle Mardin, ülkemizde Diyarbakır, Hatay gibi önemli bir yere sahiptir.

Bir Mardin Öyküsü

Profesör uzun uçak yolculukları sonrasında bu avluda soluklanmış olmaktan dolayı rahatlamıştı. “Nedir buranın öyküsü? Anlat bakalım” diye sordu. “Mor Behnam olarak da bilinir burası, erken dönem Hristiyan efsanelerinden Mor Behnam ve kızkardeşi Saro adına 6.yüzyılda yapılmış bir Süryani kilisesidir. Zamanında Süryani metropolitlik merkezi de olmuş burası” dedi Selim, “Çan kulesi, divanhanesi ve Mardin taş işlemeciliğinin en güzel örneklerini içeren yapıtaşlarıyla çok özel bir yerdir.” diyerek anlatmayı sürdürdü. Selim’in kısa kısa bilgilerle mekanı anlatışına çan sesi de karıştı. “Şehrin tek tük kalan Süryani ailelerinin en yaşlı üyelerinden Nasra teyzenin cenazesi var bugün, kalabalık olacak ama isterseniz biraz kalabiliriz.”

Mardin Tarihi Kenti

Mardin tarihi kentinde kuşlar havalandı. Ezan sesiyle kalktı oturduğu tabureden, güneş tam tepedeydi ve gözlerini kamaştırıyordu. Kırklar kilisesinin geniş avlusunda doğuya bakan kapının yanında yüksek taş duvarın gölgesinde beklemeye başladı. Bir taraftan avluya bakan odalardan birinden gelen dua mırıltılarını dinlerken diğer yandan da eşsiz bir incelikle işlenmiş taş pencere detaylarını incelemeye koyuldu. “Kimbilir ne hikayeler, ne acılar ve sevinçler gördü bu pencereler” diye geçirdi içinden. Avlunun diğer tarafında bembeyaz güvercinler küçücük bir su kabının üzerinde taklalar atarak birbirlerinden sıra kapmaya çalışıyorlardı. Dalmış seyrederken “Hoşgelmişsiniz!” dedi arkasından bir ses. Döndü, esmer bir genç delikanlı ürkek ama cesur bir sesle İngilizce olarak “Sizi karşılama görevini ben aldım hocam, üniversiteden iznim var, buyurun gezdireyim sizi” dedi.

Mardin Kalesi

Gittikçe tırmanmışlar ve neredeyse kalenin alt hizasına ulaşmışlardı. “Mardin kalesi yüzyıllar boyunca farklı milletlerin istilalarına karşı direnen, sarp kayaların üzerine kurulmuştur, halk arasında Kartal Yuvası olarak da anılır. Bir Fransız gezgin, kalenin ulaşılmaz ve yıkılmaz görüntüsünden söz etmiştir. Evliya çelebi ise kalenin bulunduğu sarp kayaların zorluğundan, kalenin mağaralarından, karanlık pusu yerlerinden ve senelerce kuşatmaya yetecek sarnıçlarından bahsetmiştir. Selim bir an durdu ve sırtını kaleye döndü. “Arkanıza bakın profesör, işte bizim denizimiz de bu!” Arkasını dönen profesör gerçekten de öğleden sonra güneşi altında sarının tonlarında parlayan uçsuz bucaksız bir denizle karşılaştı.

Ulu caminin kubbesi ve minaresinin arkasında Mezopotamya ovası göz alabildiğine uzanıyordu. “Akşamları hüzünlü şarkılarla denize karşı bir kadeh içilir ya işte burada gece denize karşı mı oturursunuz ovaya mı bilemezsiniz” dedi Selim acı bir şekilde gülümseyerek. “Şimdilerde uzaklarda başka türlü sesler ve görüntüler var.” “Ne demek istedin, ben pek anlayamadım?” diye sordu profesör şaşkınlıkla. “Neredeyse 20 km ötemiz Suriye sınırı ve maalesef savaş var, bazen geceleri uzaktan patlama sesleri ve alevleri görebiliyoruz” dedi Selim acı içinde. Profesör anlayışla dakikalar süren bir suskunluğu paylaştı onunla, ovaya doğru durdular yanyana bir süre.

 

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?


Mobil Sohbet

Sizde mobil sohbet uygulamamızı indirip, her yerden anında sohbete bağlanabilirsiniz.

Play Store Üzerinden App Store Üzerinden